Şu dillerde de mevcut: বাংলা · English · Bahasa Indonesia · Bahasa Melayu · Русский · Oʻzbekcha · العربية · اردو
Göz değmesi gerçektir — ama her musibetin adı nazar değildir
Göz değmesi gerçektir — bu konuda hem Kur'an'da hem de sahih hadiste açık sözler vardır. Felak Suresi'nde Allah, haset edenin şerrinden sığınmayı bizzat öğretmiştir.
Haset kalbin bir halidir: birinin sahip olduğu nimeti görüp onun yok olmasını istemek. Nazar ise onun ortaya çıkmasıdır — bakış yoluyla o zararın ulaşmasıdır. Bir insan kıskanmadan da, sırf hayran kalarak nazar değdirebilir; yine kıskançlığı içinde besleyip hiçbir şey söylemeden sessiz de kalabilir.
Bu yüzden Sünnet'teki çare de iki türlüdür. Kendi kalbini kıskançlıktan temiz tutmak bir şeydir, başkasının nazarından koruma dilemek bir başka şeydir. Çoğu insan yalnızca ikincisiyle meşgul olur.
Ani yorgunluk, sık sık esneme, vücutta ağırlık hissi, yeni bir şey elde ettikten hemen sonra başa gelen musibet — bunlar nazarın muhtemel belirtileri olarak söylenir. Ama “muhtemel” kelimesi önemlidir. Bu belirtilerin her birinin sıradan bedensel nedenleri de olabilir — kansızlık, tiroit, uykusuzluk, depresyon.
Bir rukye yapan kişiye gelen hastaların büyük bir kısmının sorunu aslında tedavi edilebilir bedensel ya da ruhsal sorunlardır. Rukyeye başlamadan önce doktor muayenesini bırakmamak gerekir — aksine ikisi yan yana yürüyecektir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem nazar için rukye yapılmasını söylemiş ve kendisi de yapmıştır. Yine de en büyük korunma, çareden önce gelir: güzel bir şey görünce bereket duası etmek.
“Maşallah, Tebarekallah” demek sıradan bir görenek değildir. Nimetin Allah'ın verdiği olduğunun ikrarıdır ve bu ikrar kıskançlığın kapısını kapatır.
Kendi nimetlerini göstermekte de ölçülü olmak Sünnet'e uygundur. Çocuğun fotoğrafı, yeni ev, işteki ilerleme — her şeyi herkesin önüne sermemek imansızlık değil, tedbirdir.
Nazardan şüphelenince birçok kişi belirli birini suçlamaya başlar — komşu, akraba, iş arkadaşı. Bu korkunç bir hatadır. Nazarı kimin değdirdiği gaybın konusudur ve gaybı yalnızca Allah bilir. Şüpheye kapılıp birini itham etmek iftiradır ve iftira başlı başına büyük bir günahtır.
İkinci hata, “Kim yaptı, söyleyin” diye birine gitmektir. Gaybdan haber verdiğini iddia eden kişiye gitmek bile yasaktır — onun sözüne inanmak ise çok daha ciddidir. Rukye, Allah'ın kelamıyla tedavidir, dedektiflik değil.