Sadaka
Çocuğun hayati tehlikesinde sadaka: Halep imamının olayı
«من عجائب العلاج بالصدقة» kitabındaki on sekiz olay arasında bu olay — on sekizinci ve son olay — en ayrıntılısı, en duygusalı ve anlatıcının kimliği bakım
Bu makalede
«من عجائب العلاج بالصدقة» kitabındaki on sekiz olay arasında bu olay — on sekizinci ve son olay — en ayrıntılısı, en duygusalı ve anlatıcının kimliği bakımından en belirli olanıdır. Bu, "Bir kişi anlatır" türünden anonim bir hikâye değil; burada bir isim var, bir caminin adı var, bir şehrin adı var. Tam da bu yüzden bu olay hakkında ayrıca yazmak gerekiyor; çünkü bu olay, bu serinin doğrulama çerçevesinde tamamen yeni bir türü ortaya koyuyor ve kalan on yedi olayın hiçbiriyle tam olarak örtüşmüyor.
Hikâye: Ateşler içinde titreyen bir çocuk, aç bir kedi ve eşin gördüğü bir rüya
Kitabın anlatımına göre, Suriye'nin Halep şehrindeki Camii er-Rıdvan'ın imamı Şeyh Abdulhadi Badle bu olayı kendi ağzından anlatmıştır. Kitapta kendisi, "hem akla hem kalbe hitap eden az sayıdaki âlimden biri" olarak tanıtılmaktadır.
Onun anlatımıyla — evliliğinin hemen başında Allah onlara ilk çocuklarını nasip ederek lütufta bulundu. İlk çocuk olduğu için sevinç bambaşkaydı. Ancak bu çocuk bir gün öyle ağır bir hastalığa yakalandı ki dönemin tıbbı karşısında çaresiz kaldı. Çocuğun durumu kötüleşmeye devam etti, anne babanın hâli de çökmeye başladı — kendi ilk çocukları, gözlerinin nuru, ama onun acısı için yapabilecekleri hiçbir şey yok — bu çaresizlik en ağır olanıydı.
Tanıdıkların yardımıyla çocuk, tecrübeli ve ünlü bir doktora götürüldü. Çocuk o sırada şiddetli ateş içinde kıvranıyordu. Doktor doğrudan şöyle dedi: "Bu gece bu çocuğun ateşi düşmezse, yarın dünyadan göçüp gidecek."
Bunu duyan imam, çocukla birlikte döndü — kederli, morali bozuk, gözlerine uyku girmiyordu. Namazı kıldıktan sonra şaşkına dönmüş biri gibi evden çıktı; eşini ağlar vaziyette oğlunun başucunda bırakmıştı. Sokak sokak yürümeye başladı, oğlu için şimdi ne yapacağını bilemiyordu. İşte tam o sırada Peygamber ﷺ'in şu sözü aklına geldi: "Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin" (داووا مرضاكم بالصدقة). Ama bu saatte kimin kapısına gidip sadaka verecekti; ayrıca böyle aniden gidip kapıyı çalsa o kişi ne düşünürdü — bu tereddütle sokaklarda yürümeye devam etti.
Tam o sırada karanlık gecede aç bir kedi miyavladı. Aklına bir hadis daha geldi — sahabiler bir keresinde Peygamber ﷺ'e sormuşlardı: "Hayvanlar hakkında da bizim için bir sevap var mı?" O ﷺ şöyle buyurmuştu: "Her canlı ciğerde (yani her canlıya merhamet etmekte) sevap vardır" — Buhari ve Müslim'in rivayeti. Bu hadis aklına gelince eve girdi, bir parça et aldı ve kediyi doyurdu.
Kapıyı kapatma sesine eşinin sesi karıştı — "Döndün mü? Yanıma gel, çabuk!" Koşup gittiğinde eşinin yüzünün değiştiğini, yüzünde bir sevinç parıltısı olduğunu gördü. Eşi şöyle dedi — o gittikten sonra oturduğu yerde uyuklamış ve bu uyku sırasında şaşırtıcı bir rüya görmüştü. Rüyada oğlunu göğsüne bastırmış duruyordu ki gökten kocaman siyah bir kuş pike yaparak inip çocuğu kapmak istedi. O korkuyla oğlunu sıkı sıkı tuttu; ne olduğunu anlamadan bir kedi o kuşa var gücüyle çarpmaya başladı, daha önce hiç görmediği türden bir mücadele başlattı — kuş çok daha büyük olduğu halde. Sonunda kedi o şahini (asıl anlatımda önce "siyah kuş", sonra "şahin" deniyor — iki kelime de asıl metinde var) uzaklaştırdı. Tam o anda kocasının dönüş sesiyle uyandı.
İmam kendisi şöyle anlatır — o sırada gülümsemiş, hayırlı bir müjde hissetmişti. İkisi birlikte oğlunun yanına koştular — ve tam o sırada ateşin çocuğun vücudundan çekildiğini, çocuğun gözlerini açtığını gördüler. Ertesi sabah çocuk mahalledeki diğer çocuklarla oynuyordu.
Kitap burada bitmemiş — bir de sonuç eklemiş. Bu olayı anlattıktan sonra, o çocuk — şimdi yaklaşık 17 yaşında bir genç, bu arada Kur'an'ın tamamını ezberlemiş ve şer'î ilimleri öğrenmeye devam ediyor — kendi babasının camisinde, Halep'teki Camii er-Rıdvan'da, Ramazan'ın son on gününden bir gece cemaate yüreklere dokunan bir nasihat sunuyor.
Rüya kısmı hakkında önemli bir söz
Bu hikâyede eşin rüyası merkezî bir bölüm ve İslam geleneğinde rüya gerçekten gerçek bir konudur — güzel rüyanın müjde sayılması hadiste de geçer. Ancak bu serinin ilkesi şudur: Herhangi bir kişisel rüya, özellikle "Allah tarafından gönderildiği kanıtlanmış bir işaret" olarak ya da bir olayın doğruluğunun kanıtı olarak sunulmayacaktır. Burada yapılan şey şudur — Şeyh kendisi eşinin rüyasını nasıl anlattıysa, tam öyle, hikâyenin bir parçası olarak aktarılmıştır. Bu, kanıtlanmış bir kehanet veya kesin bir ilahi işaret olarak ileri sürülmüyor — bu yalnızca bir insanın kendi anlattığı hikâyenin bir parçasıdır ve kendi tecrübesinin anlatımı olarak kalmalıdır.
İsim var, ama doğrulama ne kadar?
Şimdi asıl soruya gelelim — bu olay ne kadar doğrulanabilir?
Öncelikle önemli bir gerçeği kabul etmek gerekir — bu olayın anlatıcısının kimliği, bu kitaptaki on sekiz olay arasında en güçlüsüdür. Şeyh Abdulhadi Badle hayalî ya da belirsiz bir isim değil. Bağımsız araştırmayla, onun gerçekten var olan, şu anda/yakın zamanda faal bir Suriyeli dâî olduğu doğrulandı — Suriye'nin Halep şehrinin Şehba bölgesinde bulunan Camii er-Rıdvan'ın (bazı yerlerde "Câmi' er-Radvân" diye de yazılıyor) gerçek hatibi ve imamıdır. Birden fazla bağımsız YouTube kanalında tarihli hutbe videoları bulundu (örneğin 2022 yılının temmuz ayından bir hutbe klibi) ve onun adı ve kimliğiyle bir Facebook sayfası da bulundu. Yani "Şeyh Abdulhadi Badle, imam, Camii er-Rıdvan, Halep" — bu kimlik kitabın dışına çıkılarak bağımsız biçimde doğrulandı ve doğru olduğu anlaşıldı.
Bunun ötesinde, onun hakkında başka hiçbir ek biyografik bilgi burada ileri sürülmüyor — doğum tarihi, eğitim hayatı, ailesi hakkında kitabın dışında bilinebilecek şeylerin hiçbiri bu araştırma aşamasında doğrulanmadı ve burada tahmin de edilmiyor. Doğrulanan yalnızca şudur: O gerçek biridir, bu isimde bir insandır, bu caminin imamıdır, bu şehirde yaşıyor ya da yaşıyordu.
Ama burada net bir sınır çizmek gerekiyor. İmamın kimliği doğrulanmış olsa da, oğlunun ateşi, kediyi doyurması, eşinin rüyası — bu belirli olay, onun kendi hutbe arşivinde, adına kayıtlı YouTube oynatma listesinde ("Kelimâtü'l-Hüdâ ve Hutebü'l-Cumu'a fî Câmii'r-Rıdvân bi-Halep" adında bir oynatma listesinin kesin olarak var olduğu öğrenildi) veya herhangi bir üçüncü tarafın yeniden anlatımında bulunamadı. Yalnızca bu sadaka derleme kitabında var, bir de o kitabın birden fazla dijital kopyasında (thahabi.org, ketabonline.com gibi sitelerde) — bunlar aynı asıl kitabın kopyalarından ibaret, bağımsız tanıklık değil. Yani onun kendi sesinden veya onun hakkında başka birinin herhangi bir anlatımında bu olayın ikinci, bağımsız bir sürümü henüz bulunamadı.
Peki bunun anlamı ne? Bunu birbirine zıt iki yanlış açıdan görmekten kaçınmak gerekir. Bir yandan, bu olayın yalan ya da uydurma olduğunu söylemek doğru olmaz — bunu doğrulayacak bir kanıt da yok ve gerçek, tanınmış bir imamın kendi adıyla böyle kişisel bir olayı anlatması hafife alınıp geçilecek bir şey değildir. Diğer yandan, "İmam gerçek olduğuna göre olay da kesinlikle doğrudur" demek de doğru olmaz — çünkü imamın kimliğinin doğrulanması ile onun anlattığı belirli bir olayın doğruluğunun doğrulanması — bu ikisi tamamen farklı şeylerdir.
Bu farkın neden önemli olduğunu anlamak için bir karşılaştırma yapalım. Kitaptaki olayların çoğunda anlatıcı tamamen anonimdir — "Bir kişi anlatır", "Tanınmış bir kadın dâî anlatır". Bu durumlarda olayın yalan ya da abartılı olduğu ortaya çıksa, kimsenin adı ya da itibarı bununla hiçbir şekilde ilişkilendirilmez — kimse yakalanmaz, kimsenin hesap verme yükümlülüğü de yoktur. Ama bu olayda belirli, ismi anılan, gerçekte tanınabilen bir imam bu olayı kendi adıyla anlatmıştır — bir caminin hatibi olarak halkın önünde bulunan, düzenli hutbe veren, insanların tanıdığı biri. Bu olay uydurma ya da yalan olsaydı, onun kendi gerçek itibarı ve güvenilirliği de bununla birlikte söz konusu olurdu. Bu, sınırlı da olsa gerçek bir hesap verebilirlik biçimidir — tamamen anonim bir hikâyede asla bulunmaz.
Ancak şunu da unutmamak gerekir — bu tür bir hesap verebilirlik, bu serinin sekizinci yazısında ele alınan olayların (Hâkim Ebu Abdullah ve İbnü'l-Mübarek'in olayı; burada klasik kitapta belirli sayfa referanslarıyla, bağımsız kaynakta olayın kendisi bulunmuştur) hiçbir şekilde eşiti değildir. Orada olayın ayrıntısı bağımsız kaynakta aynen bulunmuştur. Burada ise yalnızca anlatıcının kimliği bulunmuştur, olayın ayrıntısı değil. Bu aynı zamanda tıbbi bir kanıt da değildir — çocuğun ateşinin tam olarak hangi sebeple düştüğünü doğrulayacak bir tıbbi kayıt burada yok ve olması da beklenmez.
Kısaca söylemek gerekirse — bu olaya B Durumu verilmiştir: Kaynak kişinin gerçek ve tanımlanabilir olduğu doğrulanmıştır; bu, kitaptaki anonim olayların çoğundan daha güçlü bir konumdur — ama belirli olayın ayrıntısı bağımsız olarak doğrulanmamış durumda kalmaktadır ve bu, onu tam tarihî-delilli (A Durumu) bir olaydan ayırır. Okur için en dürüst yol, bu hikâyeyi tam da bu şekilde bırakmaktır — gerçek bir insanın anlattığı kişisel bir hikâye, vakur ve yüreklere dokunan, ahlaki hesap verebilirliği olan ama kesin dış kanıtı bulunmayan bir hikâye.
Peki, bu hikâyenin ayrıntıları kanıtlanmış değilse, bu seriye neden dahil edildi? Cevap basit: Bu serinin amacı hiçbir olayı gizlemek ya da geçersiz saymak değildir; aksine her olayı gerçek delil düzeyinde tutarak okuyucunun önüne dürüstçe koymaktır. Bu hikâye; duygusu, ayrıntılı anlatımı ve anlatıcısının gerçek kimliği nedeniyle ayrı bir önem taşır. Bunu okurken insanın hissettiği duygu yalan değildir; ancak bu duyguyla birlikte delilin sınırının da aynı açıklıkla bilinmesi gerekir. Bir imam, kendi çocuğunun hayati tehlikesini kendi adıyla anlatıyor. Bunu dinlerken saygı hak edilir; fakat bu saygının hiçbir zaman "doğrulanmış" şeklinde yanlış bir mesaja dönüşmemesi için gösterilecek dikkat de aynı derecede önemlidir. Sadakanın asıl dersi, yani sıkıntıda sabretmek, Allah'ın hükmüne güvenmek ve gücü yettiğince sebeplere sarılarak sadaka vermek, bu hikâyenin her katmanından çıkarılabilir; bu belirli olayın her ayrıntısı kesin olarak kanıtlanmış olsun ya da olmasın.
Kaynakça
Kitabın verdiği kaynak
- Kitapta bu olay için yazılı/bibliyografik bir kaynak verilmemiştir. Olay, birinci şahıs ağzından Şeyh Abdülhadi Badla'nın kendi anlatımı olarak sunulmuştur; tam adı, görevi (imam) ve camisi/şehriyle (Câmi er-Rıdvan, Halep, Suriye) birlikte verilmiştir. Kitaptaki on sekiz olay arasında kimliği en belirgin biçimde belirtilen anlatıcı odur.
Diğer güvenilir kaynaklar
- YouTube: Şeyh Abdülhadi Badla'nın birden çok bağımsız kanalda tarihli hutbe videoları (örneğin 2022 yılının temmuz ayına ait bir hutbe klibi). Bunlar, onun Câmi er-Rıdvan, Şehba, Halep'in imam-hatibi olduğunu doğrulamaktadır. Ayrıca onun adına "Kelimâtü'l-Hüdâ ve Hutabü'l-Cuma fî Câmi' er-Rıdvan bi-Halep" başlıklı bir hutbe oynatma listesinin varlığı da doğrulanmıştır.
- Facebook: Şeyh Abdülhadi Badla'nın adı ve kimliğiyle bir Facebook sayfası bağımsız olarak bulunmuştur. Bu sayfa, onun gerçek ve aktif kimliğini desteklemektedir.
- thahabi.org, ketabonline.com: Arapça orijinal kitabın dijital kopyaları (dikkat: Bunlar aynı kitabın nüshalarıdır, olayın bağımsız ikinci bir tanıklığı değildir).
Not: Bu olayın belirli ayrıntıları (ateş, kedi, rüya), bu araştırma aşamasında Şeyh Abdülhadi Badla'nın kendi hutbe videolarında, röportajlarında ya da üçüncü tarafların yeniden anlatımlarında bulunamamıştır. Onun YouTube hutbe arşivini video video tarayarak olayı kendisinin yeniden anlatıp anlatmadığını doğrulamak henüz yapılmayı beklemektedir. Bu, serinin gelecekteki bir çalışması olabilir.
Bu yazı, «من عجائب العلاج بالصدقة» kitabında anlatılan olaya ve o olayın bağımsız kaynak doğrulamasına dayanılarak hazırlanmıştır.
Daha fazla oku
Sadaka ile Hastanın Tedavisi: Bir Giriş ve Beş Farklı İddia
Büyük ihtimalle bir şekilde duymuşsunuzdur ya da okumuşsunuzdur: "Sadaka ile hastalık iyileşir", "Bazı insanlar kanserden sadaka sayesinde şifa buldu", "Sa
İbnü'l-Kayyım gerçekten sadece sadakadan mı söz etmişti?
«من عجائب العلاج بالصدقة» (Sadaka ile tedavinin şaşırtıcı delilleri) kitabında İmam İbnü'l-Kayyım rahimehullah'ın çok bilinen iki alıntısı kullanılmıştır —
Sadaka, rukye veya doktorun yerini tutar mı?
Ağır hasta birinin ailesinden biri olarak bu yazıyı okurken, onun duyması gereken en önemli sözle başlayalım — açık ve net bir dille.